|
Anasayfa |
Son
Eklenenler |
Forumlar |
Üyelik |
Yazar
Katılımı |
Yazar Kütüphaneleri |
|
|
Sonra Bir Gün
Ahmet Zeytinci
Öykü > Gülmece (Mizah)
Bir varmış, iki yokmuş, üç varmış dört yokmuş, beşin bu işler ile hiç alakası yokmuş, beş o sırada senelik izindeymiş. Develer tellal, pireler berber iken, yavru pireler berber çırağı iken, hem develerin tellallığına hem pirelerin berberliğine, hem de yavru pirelerin berber çıraklığına itiraz çokmuş. İtiraz çoksa da hem develer, hem pireler, hem de yavru pireler hiç mi hiç umursamamışlar bunu. Masal bu ya, adı üstünde işte masal, sen de oku bakalı
[DEVAMI]
|
|
|
• İzEdebiyat > Öykü > Gülmece (Mizah) |
281
|
|
|
|
Öğretmenlerin çoğu insan değildir (Yazının tümünde kendini öğretmenliğe adamış öğretmenlerden bahsetmiyorum.) Aslında onlar birer uzaylıdır.
|
|
282
|
|
|
|
Bunu derler demeye de, ben bunu en kısa zamanda denemeliyim. Bir yürüttüm mü laf ile peynir gemisini, Guiness Rekorlar Kitabına bile girerim, bir düşünsene... Popüler Gazetelerde benim adımın geçtiği başlıklar Hürniyet, Mirniyet, Financiyet Taymıs maymıs, Le Figarı, Deutçe zeytung maytung şöyle başlıklar atmışlar benim için mesela... Müthiş Türk asırlardır olmayan bir şeyi başardı ve ’’Laf ile peynir gemisini yürüttü hatta yürütmek ile de kalmadı yakında da kıtalar arası koşturacağı, sefere çıkaracağı söyleniyor bu müthiş Türk’ün.’’ |
|
283
|
|
|
|
Bu işin püf noktası şudur aslında, bunu da ben kendim engin tecrübelerimle buldum. Hanım gördünüz mü hangi yaşta tahmin ediyorsanız on aşağısını söyleyeceksiniz, onu söyleyin gerisini merak etmeyin. Onu duyunca hanımların ağzı kayık gibi olur, ağzı açık ayran delisi gibi ağızları yayılır... |
|
284
|
|
|
|
On dört tane kredi kartının da şifresi akılda zor tutulur ya! En iyisi kendime has bir yöntem geliştirmem, bulmam lazım. Tarihe biraz merakımız var, oradan yürüyelim bakalım. Zırt Bank’ın şifresi İkinci Abdülhamit’in tahta çıktığı yıl olsun, olabilir yani... Onu hallettik, geride daha on üç tane kart var. Dur bakalım bir şeyler bulacağız... |
|
285
|
|
|
|
Lise 1. sınıfta gümlemişiz. Sınıf tekrarı yazılmış alnımıza. Okul başladıktan bir müddet sonra, aksilik bu ya sarılık hastalığına yakalandım. İlaçtı, doktordu derken, bir ay kadar okula gidemeyeceğim, ev de istirahat verdi canım cicim doktor. Kesinlikle dışarı çıkmakta yok. Ancak dinlene dinlene geçermiş bu illet hastalık. Tüh ki tüh! İki gün sonrada cumartesi, kızın biriyle randevulaşmıştık, sinemaya gidecektik. Ne yaparım ki ev de sıkıntıdan patlamaktan başka? Yat, kalk, yemek ye, uyu, tekrar yemek ye, evin içinde hapishane voltası at, duvarlar ile konuş, onlar cevap vermesin sana, yine sinirden patla bir kez daha. Ufff ki ufff!!! Homurdanıyorum ve burnumdan ve dahi her bir tarafımdan soluyorum sizin anlayacağınız... |
|
286
|
|
|
|
Annem bazen pırasa yemeği yapar, ıııııııh o da ne? Ben yemeeeeem! Yemezlerrrrr... Bir yeme iki yeme, üç yeme, gelsin köfte patates yine sofraya... Bir de şu senede bir yaptıkları tatlı var, o da ne öyle, içine her şeyi koyuyorlar. Aşure miymiş neymiş adı... Annem bir kaşık, iki kaşık vermeye kalktı, yemedim tabi, yer miyim... Çikolata varken lokum varken, aşure de neymiş...
|
|
287
|
|
|
|
Newton ile tanışmadan çok önceleriydi,
Ramazanın on beşiydi,
İyi hatırlıyorum köşedeki fırından pide almaya göndermişti annem, upuzun bir kuyrukta ayının karıncayı görmeyip üstüne basması gibiydi, iri cüsseli bir adamın ayağıma basmasıyla beynimde çarpan şimşekler sonucu bulmuştum yer çekimi kanunu.
Neymiş efendim Newton bulmuşmuş,
İnandıramadılar tabi ki efendim, ben onu bulalı çok olmuştu bir kere, tecrübeyle sabit. |
|
288
|
|
|
|
Mali durumun iyi değilmiş, Sam Amcanın da Trampa Dayının da bütçesi bayağı sarsılıyormuş. Bu sıralar seni fazla pohpohlayamıyorlarmış... Durmadan dolar basıyorlarmış... Uygunsuz durumda fazla basılma hemi Dolaresciğim... Sonra gazetelerin ikinci ve üçüncü sayfalarında boy boy fotoğrafların çıkar bir an da... |
|
289
|
|
|
|
Bir varmış bir yokmuş, evvel zaman içinde yedi deliler varmış. Bir gün 7 deliler iş paylaşımı yapmışlar. İçimizde en akıllı kim? Saire “Benim diye atılmış, o zaman iş paylaşımını ben yapayım. |
|
290
|
|
|
|
Bakanlar Sayın Başbakanları Himfurt Cimbert'i canlarından çok severlerdi. Bunun en birinci sebebi de başbakanlarının çok esprili olması ve kendisi sigara içmediğinden bakanlarının hepsine de sigarayı bıraktırmasıydı. Nasıl sevmesinler ki başbakanlarını, bir kere en azından sevgili bakanlarını muhtemel kanser olma riskinden epey uzaklaştırmış ve hepside yirmi liralık sigaralardan ikişer üçer paket içtikleri için bütçelerine de en az ayda bin, iki bin liralık katkılarının olmasını sağlamıştı. Zaten milletvekili maaşı ile zor geçiniyorlardı, bugüne bugün maaşa iki bin lira katkı üüüüf ki üff.! Büyük paraydı...
|
|
291
|
|
|
|
Taksim Meydanı’nın göbeğinde geceyarısına doğru, elindeki bir bidon benzini kafasından aşağı boca ettikten sonra; bir elde çakmak, diğer elde İngiliz Konsolosluğu’nun vize başvurusu sıra numarasıyla avaz avaz, “O TRUK Bakanı istiyommmmmm” diye bağırmaya başlamıştı... |
|
292
|
|
|
|
O günde O Satılmış'ın burun ifrazatı geldi ayağımın altına takıldı... Gördüm mü onu hark hurk yaparken, yalan yok görmedim. Nereden biliyorum o zaman Satılmış'ın burun ifrazatı olduğunu, diye soracağınızı da bildiğimden, buna da bir cevap vermeli... Satılmışı da tanımam ha, öyle bir tanıdığımda yok, adamı görmüşlüğüm de yok. Durun canım anlatacağım az sakin olun... |
|
293
|
|
|
|
Tabi önemli bir görevi vardı, mini mini birlerin, okumalarına yazmalarına ve dahi sonrasında adam sınıfına girmelerine yardımcı olmak. Bir de Ayşe kızımız vardı, Ali’nin yakın arkadaşı. O da gelirdi zaman zaman mini mini birlerin yanına. Hani Cin Ali topu atardı ya, Ayşe’de tutardı. Bilemiyorum bazen elinden de kaçırdığı olur muydu, olmaz mıydı, orası meçhul işte... Ya Ayşe bırak da ara sıra başkası tutsun şu topu, derdik... O da bana ne bana ne, Ali topu hep bana atıyor, derdi... |
|
294
|
|
|
|
Bizim gibi çilekeşler içinde öykü şiir falan yazsalar olmaz mı. Herkes bir yol tutturmuş gidiyor, kimi kendi hayatını yazıyor, kimi de babasının, dedesinin hayatını yazıyor. Toplumda bizim gibi ezilen insanların hayatını kim yazacak? Bu kadar dışlanmak mı olur. Ayıp vallahi ayıp... |
|
295
|
|
|
|
Her iş yerinde birer atık parçası muamelesi gördükten sora bir mağazanın önünde palyaço kostümüyle bir iş buldum . |
|
296
|
|
|
|
“Türkiye nota yedi” Dünyanın önde gelen çevre koruma örgütlerinin baskısı sonucu, Birleşmiş Milletler (BM) son 2 yılda Türk polis teşkilatının bilinçsiz ve aşırı derecede biber gazı kullanması sonucu ozon tabakasında oluşan hasar nedeniyle Türkiye’ye nota verdi…
|
|
297
|
|
|
|
Okuduğum gazeteleri kesinlikle çöpe atmam, bir yerde saklarım, biriktiririm... Atasözünün tecellisi bir bakıma ’’Sakla samanı gelir zamanı.’’ geliyor da bir zaman sonra... Benim her gün gazete aldığımı bilen esnaf kardeşlerim, sırayla bana gazete almaya gelirler... Bir gün Yasin adamlarını gönderir, gazete ister, başka bir gün Apti abi gelir gazete ister, başka bir gün Ömer Kardeşim gelir gazete ister. İyi de kardeşim arada da siz alın, gazete... Iıııııııh! Almazlar... Nasıl olsa alan Ahmet abileri var aslan gibi... |
|
298
|
|
|
|
Bazı insanlar akıllıdır ama delilik kanında vardır. Kimisi de delidir ama akıllı geçinir. Müşteri velinimettir. Bakalım bizim öyküde de öyle mi? |
|
299
|
|
|
|
Kiralık ev ararken yardımlarını esirgemeyenlere teşekkürlerimle.... |
|
300
|
|
|
|
Hey dergisinde mektup arkadaşlığı var. Siz, isminizi, adresinizi gönderiyorsunuz, hangi yabancı dilde mektuplaşmak istediğinizi (Almanca, İngilizce, Fransızca) bildiriyorsunuz, onlarda Avrupa’dan ya da Dünya üzerinde ki başka bir memleketten arkadaş bulup, onun ve sizin mektup ile haberleşmenizi sağlayıp aradan çekiliyorlar... O zaman nere de İnternet, nere de cep telefonu?
|
|
|
|