Şiir, duyguların dilidir. -W. Winter |
|
||||||||||
|
Canıgüz'e göre, yazar olabilmenin liyakat töreni parmak uçlarımızın alev almasıydı belki. Ve beni etkileyen de bu cümlenin içinde barınan, yazı yazmanın en önemli sebebi kabul ettiğim, o acı vurgusunun, bir yazar için düşünme mekanizmasından sonra gelen en değerli olan uzvuna, yani parmaklarına sirayet etmesi gerektiğinin altını çizmesiydi. Öyle ya, kalemi tutan ellerimiz, parmaklarımız ne denli huzursuzsa, o denli de kâğıtla buluşması artıyordu... Peki ya benim hayatımda ne denli bir role sahipti kalem-kâğıt mefhumu? Tükenmez kalemlerin, asla tükenmediğine inandığım çağlardı. Her fırsatta bir kalem-kâğıt tutuştururdum elime ve bir köşede sesimi çıkarmaz, belki birkaç saat yazı yazmaya uğraşır, kimi zaman ise resim yapıyorum diye çöp adamların dikdörtgenden müşekkel vücudunu, kollarıyla orantılamaya çalışırdım. Kurşun kalemlerim vardı. Hata yaptığımda güvenle silebileceğim... Severdim onları. İlkokul... Birinci sınıf, yaş; beş buçuk. Bir deftere, güzel yazı yazmayı öğrenebilmek için orantılı çizgiler ve yuvarlaklar yapmaya başladığımda, ilk kez parmaklarımın acıdığı hissettim. Günlerce, haftalarca öğretmenimin gösterdiği gibi, kurşun kalemimi çizgi dışına çıkarmamamın gerektiği öğretildi. Çizgi dışına çıkmamak. Ve büyüdüm. Büyüdük, ne mutlu ki... Ne mutlu ki artık, Alıp sırt çantamızı dünya turuna çıkacak kadar aklımız yetiyordu bazı şeylere... Çizgi dışına asla çıkmayan kurşun kalemlerim vardı. Tükenmez kalemler tükeniyordu lakin hata yaptığımızda yenisiyle değiştireceğimiz, bir tomar kâğıt da, hali hazırdaydı artık. "Benim hiç papirüsüm olmadı anne!" Acılarımız vardı, ne âlâ! kocaman devasa bir başkaldırı, yüreğimizin orta yerinde, miğferini başından çıkarmadan öylece bekliyordu. Parmak uçlarımızdan ayrılırken içimizdeki yangınların dumanları, bir kümeye yol bulup akıyordu, kalemsiz ve çizgisiz. Acılar, çoğalıyordu. Biz parmak uçlarımızı fark etmeden. Ve akşam ezanı ile evlerimizde olmamız gerektiğini, zihin haritamızda sınır ilan etmişken, bir başka yerde ise, demir leblebi gibi tümceler, yoğun bir trafik ihtiva etmekteydi. Acının mesken olduğu yürekler vardı bir de. Katıksız, som bir yalnızlıkla sağ elini yüreğinin üzerine bastırmış adamlardı, sokağı adımlayanlar... Ve elinde gümüş eyeriyle, ümüğü kendirde gezenler vardı. Kimin acısı sahiciydi ve kim bu yolun yolcusuydu, kimse bilmiyordu? Herkesin yüreği söyleyeceği söz kadardı. Koca bir çarkın devinimleri arasına, kargacık-burgacık bir yazı defteri düştü sırt çantamızdan... İlk cümlesi, Ali gel. Şimdi soruyorum gayet mütecessis bir edayla; Sahiden acı çektiklerimizi mi yazıyoruz? Yazdıklarımıza mı bir acımsı kılıf dikiyoruz, sentetik kumaşlardan? Sahiden acıyor mu parmak uçlarımız, bir ayazda buz kesmişçesine? Mevcut zaman diliminde, pamuk ipliğine bağlı bir köprü üzerinde, acıların olmadığı bir mekânı tahayyül ederek yürümek mi, bunca ahkâm kesmenin sebebi? Acıyı parmak uçlarında hissetmeyen adamdan yazar olamıyor mu? Bedia Belkıs BALCILAR
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
|
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
Book Cover Zone
Premade Book Covers
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2024 | © Bedia Belkıs BALCILAR, 2024
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |