Hiçbir şey insan kadar yükselemez ve alçalamaz. -Hölderlin |
|
||||||||||
|
Düşerse bir karanfil” Bir yılı daha geride bırakıyoruz. Ne kadar kolay bir cümle oldu sahi. Koca bir yıl, eksilen bir ömür, yıpranan bir beden, yitirilen hayaller ve daha niceleri… Biraz karamsar başladım yazıya,iyi de başlayabilirdim ama olmadı, bu memlekette olmayacak da.. Geçen bir yılı düşünün.. Gözden geçirin hayatınızı,güzel şeyler mi fazlaydı yoksa olumsuz şeyler mi?.. Kararı siz verin.güzelse okumaktan vazgeçin bu yazıyı, değilse devam.. Bu topraklarda dengeler sürekli değişiyor. Bu hızı yakalamak çok zor. .. Garibanların,yoksulların,güçsüzlerin av, güçlülerin ve paralıların avcı olduğu vahşi bir dönem.. Para kazanmak, parayı sürekli elinde tutmak için gözü karalar, devamlı saldırıdalar. Durmak bilmiyorlar. Kerem, ceylanı yaralayan avcıya, “Be Allah’ın zalimi, ellerln nasıl vardı da, bu ağızsız, dilsizin günahına girdin, gözlerini o kadar mı kan bürüdü? Tutup yarasını saracak yerde hala mı canevine pençe atmak istiyorsun.”der. Avcılar “canevi”mize saldırmak için her anı kolluyor, her fırsatı değerlendiriyorlar. Uyanmayan, aydınlanamayan toplumlar, sonu pek parlak değil, ne yazık ki. Bakın Tunus’a, Libya’ya, Mısır’a, halkları geleceklerinde söz sahibi değil,sürekli endişeli ve korku dolular.. Türkiye’mize bir bakış fırlattığımızda neler görüyoruz? En küçük, en önemsiz gelen “saman” ithalatından başlayalım. 2012 de en çok konuşulan olaydan daha önemsiz “konu”.. Topraklarımızda artık saman yok. Saman kalmamışsa bu memlekette, bindiğimiz arabaların, kullandığımız buzdolaplarının, fırınların,cep telefonlarının,bilgisayarların,tırnak makaslarının,otoyolların,elektriğin,suyun,doğalgazın,bankaların hiçbiri bizim değildir. Devlet kavramı yok olup onun yerine büyük şirketler geçti. Bütün kalelerimiz ele geçirildi. Artık yas zamanı.. (ya da anka kuşu..) Orhan Şaik, “Dökün yaprağınızı, dallarım dökün, Akın yaslı yaslı sularım akın. Bükün boynunuzu bayraklar bükün, Bir alınmaz kalem vardı yıkıldı...” Peki kalelerimiz bir bir yıkılırken bizler neredeydik? Şöyle sorayım, bizler ne yapıyorduk? Birçok yanıtı olabilir. Hayat karşısında eziliyorduk, televizyonların başındaydık, kahvede sohbet ediyorduk, alışverişteydik, maçtaydık, yandaştık, çıkarımız için susuyorduk, makarna yiyorduk, cahildik… Peki farkında olanlar neredeydi? Ülke dışındaydı, hapisteydi, susuyordu… Bilinen bir öyküdür: “Kral Nemrut, İbrahim Peygamber’in ateşte yakılması emrini verdikten sonra açıklık bir yere büyük bir odun yığını kurdurmuş. Sonra vermişler odunları ateşe. Alevler o kadar yükselmiş ki bulutların tutuşacağını sanmış çocuklar. Bütün hayvanlar da korkup kaçmışlar. Askerler, İbrahim peygamber’i mancınıkla ateşin tam orta yerine atacaklarmış. Atacaklarmış ki Nemrut’un ne güçlü bir kral olduğunu görülsün, anlaşılsın, bir daha ona karşı gelmesin hiç kimseler. Bu sırada bir karınca ağzında küçücük bir damla su ile koşa koşa ateşe doğru gidiyormuş. Hem de boyu göklere varan cehennem ateşine doğru. Gökte uçan ve gagasında ateşe atmak üzere bir dal parçası taşıyan bir karga onun bu telaşını görüp sormuş hemen; "Bu acelen nedir karınca, nereye böyle?" Ağzında bir damla su taşıyan karınca o bir damlayı ellerinin arasına alıp; "Duymadın mı?" demiş. "Nemrut, İbrahim Peygamber’i ateşe atacakmış. Ben de o ateşi söndürme çapasıyla su götürüyorum. Bu sözleri duyan karga kendini tutamayarak kahkahalara boğulmuş. Sonra karga sormuş "Peki karınca, sen şu ateşe dönüp baktın mı hiç? Ne kadar büyük. Senin bir damla suyun ona ne yapabilir ki?". Su taşıyan karınca; "Olsun" demiş. "Hiç olmazsa safım belli olur!" 2012’de görüldüğü gibi Atatürk’ün Türkiye Cumhuriyeti’ni emanet ettiği Türk gençliği safını belli etti, ne mutlu ki.. Gençler, 19 Mayıs’a ve Cumhuriyet’ e sahip çıktılar. Bir damla bir damladır. Her ne kadar yazıya olumsuz başlamışsam da umut her zaman var içimde. Bir fıkra ile bitireyim yazıyı. “Dünya Feministler Kongresinde konuşmacılar görüş belirtmektedir. Amerikalı bir hanım şöyle der: -Ben iyi bir şirketin genel müdürüyüm. Artık alışveriş yapmaktan bıktım. Kocama "bundan sonra alışverişleri sen yap" dedim. Baktım, birinci gün oralı olmadı, ikinci gün oralı olmadı, üçüncü gün yaptı... Alman konuşmacı: -Ben iyi bir şirkette üst düzey yöneticiyim. Bir gün kocama "ben artık bulaşıkla ilgilenmekten bıktım, biraz da sen yıka" dedim. Birinci gün yapmadı, ikinci gün yapmadı, baktım üçüncü gün yapmış... Fadime kürsüye çıkmış: -Ben kendimi bildim bileli temizlikçiyim. Geçen gün Temel'e "ben artık çamaşır yıkamaktan mahvoldum, biraz da sen yıka" dedim. Birinci gün göremedim, ikinci gün göremedim, üçüncü gün gözüm yavaş yavaş görmeye başladı... Her gönül çiçeğinin yeni yılını kutlar, yavaş yavaş dünyanın ve ülkemizin durumunu görmesini isterken, sağlıklı ve huzur dolu bir yaşam dilerim, sıhhatle…
İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.
|
|
| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık | Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi | |
Book Cover Zone
Premade Book Covers
İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim
Yapım, 2025 | © Göktu Kara, 2025
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır. Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz. |