..E-posta: Şifre:
İzEdebiyat'a Üye Ol
Sıkça Sorulanlar
Şifrenizi mi unuttunuz?..
Paul'un Peter hakkında söyledikleri, Peter'den çok Paul'u tanımamızı sağlar -Spinoza
şiir
öykü
roman
deneme
eleştiri
inceleme
bilimsel
yazarlar
Anasayfa
Son Eklenenler
Forumlar
Üyelik
Yazar Katılımı
Yazar Kütüphaneleri



Şu Anda Ne Yazıyorsunuz?
İnternet ve Yazarlık
Yazarlık Kaynakları
Yazma Süreci
İlk Roman
Kitap Yayınlatmak
Yeni Bir Dünya Düşlemek
Niçin Yazıyorum?
Yazarlar Hakkında Her Şey
Ben Bir Yazarım!
Şu An Ne Okuyorsunuz?
Tüm başlıklar  


 


 

 




Arama Motoru

İzEdebiyat > Eleştiri > Günlük Olaylar > Deniz Erdal Kaya




9 Nisan 2010
Bir Günü Yaşamak, Yaşlanmak...  
24 saati daha uzun yaşayabilir misiniz?

Deniz Erdal Kaya


...Bizler bu kapılara ne kadar uzak yaşamışsak ve kendimizi daha önceleri ne kadar iyi kandırmışsak, ne kadar iyi bir Pollyanna olabilmişsek o kadar zor bir geçiş olur o dar aralık. İçerde var olan ışık o kadar fazla kör eder bizi, gözyaşlarımızı arttırır. Nefes almalarımızın tıkanıklığı daha bir uzar daha bir ciğerlerimizi zorlar. O kapılar geçme isteğimizi de bir o kadar törpüler, eksiltir...


:BDEA:
Bir günü 24 saatten uzun yaşamak. Ne kadar imkansız gibi gözükürse gözüksün herkes farklı sürelerde yaşıyor her günü ve hiç kimse aynı sürelerde buluşamıyor. Ya az ya da daha çok ama aynı süreler olması imkânsıza yakın gözüküyor.
Nasıl derseniz hemen anlatayım. Bir insanın farkına vardığı kadar yaşadığına inanıyorum. Sabahtan akşama birçok insan, birçok yaşamın kenarından geçerken hiçbir şeyi farketmeye biliyor. Ne bir ağacın kurumuş bir dalını gören oluyor, ne kaldırımın kenarına atılmış ufak bir kağıda yazılı yaşamları gören. O kadar çoktur ki gözümüzden kaçan fark edemediklerimiz, yaşamlar geçer yanımızdan, aşklar, acılar, mutluluklar, hüzünler… ve o kadar çok duygu farklı şekillerde yaşanan anlardır ki bunlar, fark etmeye başladığımızda başımızın dönmesine sebep olur. Bir an yaşadığımızı hissederiz. Korkarız bile bazen…
Soruyorum size ne kadar dikkat ederiz sabahları aynı evi, aynı binayı, aynı taşıtlatları kullandığımız birçok kişinin bir önceki günden ne kadar farklı olduklarına? Sabahları binamızın önünde gördüğümüz kedinin, sokaktaki ilk çöp kutusunda gördüğümüz kediyle aynı kedi olup olmamasına, karnındaki şişliğin yakında yavruları olacağının işareti olduğuna ne kadar dikkat edersiniz? Sadece saçını kestirince, değişik, yeni bir kıyafet giyince mi nedenleri sorulmalı değişikliklerin? Yoksa her yeni gün bir gözlemmiş gibi her şeyi, her anı takip etmek mi lazım? Elbette ikiside değil. Ama önem vermek gerekli bütün söylenenlere ve yapılanlara; yani değişimlere. Dünyaya önem vermek lazım. Her saniye bize bir başka şekilde yaşamı anlatmaya çalışan bu gizemi anlamak için dikkat etmek lazım.
Bir düşünsenize çevremizdeki insanların hemen hepsi anlaşılmadığından feryat etmiyor mu? Farklı yolları deneyerek anlatmaya çalıştığı halde kimsenin onu anlamadığına kızmıyor mu? Hatta en büyük isyanlar bu farkedilmemekten çıkmıyor mu? Birçok evliliğin, birçok ilişkinin temelinde çıkan sarsıntılara bakın içinde birbirini anlamamak, anlamaya da çalışmamış olmak var. Birçok intihar edenin intihara eğilimli olduğu dönelerde çevresine bunu anlayabilecekleri yüzlerce sinyal verdiklerini söylesem ne dersiniz! Ya da bütün insanların farkedemediği en büyük şeyin kendi duyguları olduğunu söylesem…
Evet, en yabancı olduğumuz şey “kendimiz” iz. Yaşadığımız duygular hakkında o kadar farklı, o kadar değişik anlatım yolları keşfederiz ki biz bunu bile anlamayacak kadar farkındalıklarımızdan kaçarız. Kendi duygularımızın farkına varmamız, o duyguları kabul etmemiz gerekliliğini ortaya koyar çünkü. Kabul edilmiş duygular beynimizdeki düşüncelerimizi tetikler ve yaşamımızın yönünü değiştirebilir. Bu duygular o kadar yoğundur ve o kadar içerilere gizlenmiştir ki bazen bunları farketmek her duyguyu, geçmişteki her birikintiyi harekete geçirir ve büyük çalkantılar, ruh devinimleri ortaya çıkar. Bunların altıntan kalkmak kolay değildir elbette. Yardım almak bile gerekebilir. Bu yardımların faydasız olması gibi olasılıklarda risklerde büyüktür. Bütün bir depresyon üstünüzde kalır, ezer sizi her başka bir duygu farkındalığınız tetiklendiğinde. Yabancı olduğumuz kendimiz, yalanlarla kabul etmediğimiz ertlediğimiz gerçeklerimizi önümüze koyarak bize tanımadığımız bir dünyanın kapını açar. Bizler bu kapılara ne kadar uzak yaşamışsak ve kendimizi daha önceleri ne kadar iyi kandırmışsak, ne kadar iyi bir Pollyanna olabilmişsek o kadar zor bir geçiş olur o dar aralık. İçerde var olan ışık o kadar fazla kör eder bizi, gözyaşlarımızı arttırır. Nefes almalarımızın tıkanıklığı daha bir uzar daha bir ciğerlerimizi zorlar. O kapılar geçme isteğimizi de bir o kadar törpüler, eksiltir. Ama eninde sonunda bir gün yine bu kapının karşısında bulucağımızı bilerek terk edince o anı, dış çevre farkıdalıklarımızı geliştirmek gereğini hissederiz. Buda büyük dışsal farkındalık devrimimiz olur hayatımız değişir.
Dışsal farkındalıklar dediğim gibi bir kedinin hamileliğinden, ailenizdeki kişilerin her gün farklılaşmasına kadar, değişen bir dünyanın bütününe kadar ilerler. Bunları başarmaya başladığınızda ne mi olur? Hemen söyleyeyim; insanların sizden gizlemek istedikleri değişleri olduğunda sizden kaçmaya başladıklarını görürsünüz. Size yaklaşmaya başlayanlar bellirli aralıklar ve belirli mesafeler bırakırlar, sizin onların bütününü anlamamanız için. Ya da benim gibi olursunuz, teselli ikramiyesi olarak her kopma noktası, her büyük kayıplarda bu değişimleri fark etmeniz ve paylaşmanız için yanınızda olan insanlar olur. Sizin farklılıklarınızı hiç göremeyecek, hiç önemsemeyecek bencil insanlarla sarılır çevreniz. Sizinle birşeyler paylaşanlar ve anlamaya çalışanlarsa öyle bir değer kazanıyor olurlar ki gözünüzde, siz bu değeri verdiğinizde kaçıp kaybolurlar. Nedenlerini ise hiç anlamazsınız…
Anlayacağınız farkına varmadan geçen bir yaşam boş anlamsız bir yaşam olup çıkıyor. Farkına vardığınızda ise yalnızlıklar kapınızda geziniyor. Bir günü aynı saatlerle yaşayabilmek, aynı farklılıkları aynı anda görüp, aynı önem sırasına sahip olmak ise imkansız olsada bunun için yaşamak bile güzel…


Deniz Erdal Kaya

.Eleştiriler & Yorumlar

:: Bakmak, görmek ve kaçırılanlar...
Gönderen: Müşerref ÖZDAŞ / , Türkiye
17 Nisan 2010
Yaşama ve insana dair yerinde gözlemlerinizi beğeniyle okudum. Yüreğinize sağlık.




Söyleyeceklerim var!

Bu yazıda yazanlara katılıyor musunuz? Eklemek istediğiniz bir şey var mı? Katılmadığınız, beğenmediğiniz ya da düzeltilmesi gerekiyor diye düşündüğünüz bilgiler mi içeriyor?

Yazıları yorumlayabilmek için üye olmalısınız. Neden mi? İnanıyoruz ki, yüreklerini ve düşüncelerini çekinmeden okurlarına açan yazarlarımız, yazıları hakkında fikir yürütenlerle istediklerinde diyaloğa geçebilmeliler.

Daha önceden kayıt olduysanız, burayı tıklayın.


 


İzEdebiyat yazarı olarak seçeceğiniz yazıları kendi kişisel kütüphanenizde sergileyebilirsiniz. Kendi kütüphanenizi oluşturmak için burayı tıklayın.


Yazarın diğer ana kümelerde yazmış olduğu yazılar...
Bimeyene Dair... [Şiir]
Piraye [Öykü]
Piraye (3. Bölüm) [Öykü]
Piraye (2. Bölüm) [Öykü]
Kalamayanımsın... [Deneme]
Sen Gidince Anladım... [Deneme]


Deniz Erdal Kaya kimdir?

Düşünebilen herkesten farklı değilim aslında… Herkesin kendince yaşadıklarını ben de biraz eksiği, çokça fazlasıyla yaşıyorum, bu ülkenin, ülke benzeri İstanbul'unda. Yaşarken her an bir başka öykü, ya da roman konusu olabilecek olayla karşılaşabiliyoruz bu karmaşada… Ben de bu yaşam öykülerini biraz eksiği, biraz fazlasıyla sunmak için buradayım. Eğitim sürecimin karmaşıklığı ve anılarla ardımda bıraktığım şehirlerin öyküleri bekliyor. Bekleyenlere ekleniyor, bu ülkedeki hemen her yaşamda az-çok yer bulabilen şizofren ve yaşanmamış hayallerim. Bütün olarak duygularının yoğunlaşması ve algısal empatisinin aşırı gelişmesiyle yaşamı zindana dönen, genç bir ihtiyar söz konusu… Hepsi bu kadar mı? Elbette hayır. Dahası, öykülerimde sizlere sunulmak üzere gizli…


yazardan son gelenler

bu yazının yer aldığı
kütüphaneler


 




| Şiir | Öykü | Roman | Deneme | Eleştiri | İnceleme | Bilimsel | Yazarlar | Babıali Kütüphanesi | Yazar Kütüphaneleri | Yaratıcı Yazarlık

| Katılım | İletişim | Yasallık | Saklılık & Gizlilik | Yayın İlkeleri | İzEdebiyat? | SSS | Künye | Üye Girişi |

Custom & Premade Book Covers
Book Cover Zone
Premade Book Covers

İzEdebiyat bir İzlenim Yapım sitesidir. © İzlenim Yapım, 2024 | © Deniz Erdal Kaya, 2024
İzEdebiyat'da yayınlanan bütün yazılar, telif hakları yasalarınca korunmaktadır. Tümü yazarlarının ya da telif hakkı sahiplerinin izniyle sitemizde yer almaktadır. Yazarların ya da telif hakkı sahiplerinin izni olmaksızın sitede yer alan metinlerin -kısa alıntı ve tanıtımlar dışında- herhangi bir biçimde basılması/yayınlanması kesinlikle yasaktır.
Ayrıntılı bilgi icin Yasallık bölümüne bkz.