Kifayetsiz bir gün penceresidir ömür
Anlamsızdır dil uzatamaz çığlığını nefes
Düştü mü buluttan şimşek, yağmurdur artık..!!
Eski hikâyelerde saklanmış periler bu gece penceremde. Bütün ışıklar yıldız, bütün odalar gökyüzü. Anlaşılmaz zamanları örseliyor dilim. Çocukların gülümsemesinden imgeler türetiyor kalemim. Aslında bir geçmişi silgi diye sunan gözyaşı, geleceği kalemimin ucuna asmış biliyorum ve görüyorum gözlerini küçük kız. Mavi ve oldukça hüzün, alabildiğine özgürlük, bitmek tükenmez sabır taşları eteklerinde. Görüyorum ! mahkumiyetin izleri bileklerinde.
Sen beni tanımaz bilmezsin küçük kız. Şehirlerinde enkaz, içine düştüğün bu bataklıkta kokuşmuş yanımla, ayaklarına dolanan büyük bir günahım sadece. İçimin zindanında ömrüme yasladığım, derin yara izleriyle yaşamayı öğrendiğim, saçlarından kendi kendini asan vuslatsız bir sevda taşıyorum. Sen beni tanımaz bilmezin küçük kız, gelecek pişmanlığı gözlerinde görüyorum.
Belki zaman, öğretiyor yaşamayı. Öyle zannediyoruz yahut. Üzerine çullanıp, kıpırdamasına izin vermediğimiz onca yükle zayıf yanlarımızı gizliyoruz. Nefes alıp vermekten ibaret sayıyoruz her şeyi. Yeme içme kadar normal sevmek, yatıp kalkmak kadar kolay aşk. Bu kadar işte, oldukça ucuz ve her dilde aynı teranede şarkısı. Sen bunları bilirsin küçük kız, tanımaz etmezsin beni. Zayıf kalmış düşlerinle ürkek bir ceylan gibi inersin gözlerimin arkına. Düşünürsün taşmaz bu nehir, hava sıcak ve artık mutludur kelebekler. Sen bilmezsin küçük kız, seller bu havaları sever.
Yüksek tepelerden nasıl indin engelsiz, nasıl geçtin onca köprüyü yıkıntısız. Gökkuşağındaki bütün renkleri giyip üzerine nasıl bir yelkovan gibi özgürleştin böyle. Düşündün mü küçük kız?..İnancının darasından artırıp hayallerini, yağlı bir merminin önüne nasıl attın hedef diye?..Sevginin, düşünmek, anlamak, anlatmak, var olmak, var etmek olduğunu nasıl da transit geçtin kader diye. Gözler doğru, bakışlar yalan, inanmadın ! her şey yerli yerinde diye.
Sen beni tanımaz etmezsin küçük kız..solgun bir işçi yüzü gibi boyun bükmüşlüğümü de bilmezsin. Kefili olduğum sevdanın yıllarıma attığı kazığı da bilmezsin. Yüzümdeki derin çizgileri gamze diye öpersin. Sen beni bilmezsin küçük kız. Yüreğimin içine ne gelensin ne de gidensin.
Öyle ya; yarım bir yolculukta hangi şehir bulunur ki. Rotasız bir geminin akıbeti gibi parçalanmak kaderimiz. Derin kederle hayıflanıp, şişelerin gölgesinde yaşamayı öğrenmek tek yol. Var olan bir içle var edemem seni küçük kız. Sen beni tanımaz etmezsin, bilmezsin nasıl bir acıyla gözlerine baktığımı, kelimeleri ısırıp kanattığımı ve bitmek tükenmek bilmeyen bu işkence de sevdasını satmayan bir adamı anlayamazsın. Daha küçücük ellerin, daracık ve narin omuzların, bunca derdi, cefayı taşıyamazsın.
Söz ver küçük kız, söz ver yağmura
Bir daha uğramasın göz çukuruna..