EKMEĞİ KEDERE BANMAK
Ulu bir ardıç ağacıydı dünya. Yaşını sadece kendisi bilirdi. Dalları yukarıda, yedi katlı gök kubbeye kadar uzanırdı. Öylece bir başına dururdu. Gündüzleri güneşin, geceleri yıldızların altında Gölgesiyle konuştuğu söylenirdi ama bunu duyan hiç kimse yoktu. Dallarında milyarlarca billur şişe asılıydı. Milyarlarca can, milyarlarca ömür, milyarlarca ölüm... Bir akşam vakti, bir gece yarısı veya gün ortasında, aklımıza ölümün hiç uğramadığı bir zamanda o ulu ağaçtan bir şişe düşer. Yere değer değmez tuz buz. Göğsümüzde binlerce cam kırığı, içimizi kaplayan kocaman bir anız yangını.
- İyice yaşlanmıştı artık. Üstelik kalbi de vardı.
- Rabbim bize de böyle ecel nasip etsin. Yataklara düşüp çekse daha mı iyiydi?
- O hastaneye gitmese iyiydi. Orada iyi bakmıyorlar hastalara.
- Kolesterolü çok yüksekti. Üstelik şekeri de bir türlü düşmedi.
- Boğazına çok düşkündü. Can boğazdan gelir ama boğazdan da çıkar. Biraz boğazını tutabilseydi iyiydi.
- Artık yerinde rahat olsun. Çocuklar bir şekilde başının çaresine bakar.
- Ben aslında eşine üzülüyorum. Ne yapacak ki şimdi bir başına.
- Ecel gelmiş cana, hastalık bahane.
Daldan düşen küçük kristal bir şişe yere değer değmez tuzla buz. Gözlerimizde binlerce cam kırığı, içimizde kocaman bir çığlık... Ağaç sağır, dünya ıssız Ölenle ölünmez diyenlere inanma. Her giden bizden bir parçayı da alıp götürür. Kimse duymasa da uzaklarda bir bulut ağlar. Bir gonca açmadan solup gider.
Mayıs 2017
Bursa
Ekmeği Kedere Banmak
İyice yaşlanmıştı artık. Üstelik kalbi de vardı. \- Rabbim bize de böyle ecel nasip etsin. Yataklara düşüp çekse daha mı iyiydi? \- O hastaneye gitmese iyiydi. Orada iyi bakmıyorlar hastalara. \- Kolesterolü çok yüksekti. Üstelik şekeri de bir türlü düşmedi.