Edebiyatın Kumaşı
Ömer Akşahan
Edebiyat, yeryüzünde yaşanmış ve yaşanmakta olan farklılıkları özgün bir dille ve estetik kaygılarla bize sunar. Yaratıcılarına romancı, öykücü ve şair gibi adlarla anarız. Otobiyografisi yayımlanan edebiyatçıların yaşam öykülerinde beni sarıp sarmalayan noktalar her zaman ilgimi çekmiştir. Bunlardan iki anekdotu sizlerle paylaşmak istedim.
Turgenyev’den çok nefret eden Dostoyevski bir gün ona bir itirafta bulunmak için ziyaret eder ve ona , “Ben bir banyo küvetinde dokuz yaşında bir kız çocuğunu iğfal ettim.”diye bağırır, arkasını döner gider. Hayretler içindeki Turgenyev, “İyi ama, bunu bana niye anlatıyorsunuz?” diye sorduğunda, arkasını dönmeden şu cevabı verir. “Sizi ne kadar küçük gördüğümü anlamanız için.”
Can Yücel Datça’da sürekli alışveriş yaptığı ve dostu olan bakkalın, bir malın fiyatında kendisine kazık attığını öğrenir. Yazın en sıcak günleridir. Datça’da bir çok turistin olduğu zaman; öğle saatinde doğruca dükkana gider. İçerde kadınlı erkekli bir çok müşteri vardır. Datça’da onun varlığına insanlar alışık olduğu için önce kimse kendisiyle ilgilenmez.
Ancak Can Yücel çok öfkelidir ve bakkala haddini bildirmeye kararlıdır. Pantolonun fermuarını indirir ve herkesin irileşen bakışlarına aldırmaksızın küçük tuvaletini büyük bir rahatlık içinde dükkanın ortasına yapar.
Bakkal ve tüm müşteriler donup kalmıştır. Can Yücel’se bakkala haddini bildirmiş olmanın verdiği rahatlıkla, hiçbir şey olmamışçasına söylenmeden çekip gider.
Bu örnekleri çoğaltmak elbette olası. Fakat şu iki örnek bile, bize, edebiyat kumaşının nasıl dokunduğunu anlatmaya yeter de artar bile.