Maviydi Otomobilim, Hem de İtalyan Marka!
Dinçer Sümer'in tek kişilik oyununu ararken eski günler düştü aklıma. Tek kişilik bu nefis oyun 50'lerin İzmir'inde geçiyor, ilk gençlik hayallerini aşklarını anlatıyor.
Dinçer Sümer'in tek kişilik oyununu ararken eski günler düştü aklıma. Tek kişilik bu nefis oyun 50'lerin İzmir'inde geçiyor, ilk gençlik hayallerini aşklarını anlatıyor.
Adamın adım sesleri kulaklarında yankılanırken içi ürpermişti. Neden diye geçirdi aklından, Sadece küçük bir günah işledim Allahım. Bu dünyada sen böyle bir ceza verir miydin?
Adamın adım sesleri kulaklarında yankılanırken içi ürpermişti. Neden diye geçirdi aklından, Sadece küçük bir günah işledim Allahım. Bu dünyada sen böyle bir ceza verir miydin?
Adamın adım sesleri kulaklarında yankılanırken içi ürpermişti. Neden diye geçirdi aklından, Sadece küçük bir günah işledim Allahım. Bu dünyada sen böyle bir ceza verir miydin?
Sosyal Medya giderek bir günah çıkarma kafesine, taş atmaya heveslilerin hücum ettiği kör bir kuyuya dönüşmekte Kalıp cümlelerle kişiselliğinde tekdüzeliğini yaşanan kısırlıkta üstelik Gün geçmiyor ki ezber bozan bir görüş retweet edilerek dünyayı dolaşmasın
Kediler bilir, farenin ellerinde can vereceğini. Bilirler de oynamaktan da geri kalmazlar. Kurbanlarının endişesinden aldıkları haz, karınlarını doyurmanın zevkinden daha ağır basar sanki. Nadiren de olsa, belki de avcı merhamet eder, sıçan kurtuluverir ceremeden. Hiçbir belaya rastlamamışçasına da kemirmeye devam eder.
Mikail yol boyunca dilsiz, onun görünmez eli erlerin üzerinden çekilince Aslan biçare kalmış. Gencecik beyin sırtında buzdan bir ürperti gezinir dururmuş. Yüksek başında ise bir tekkenin öğretisi, bir de Kudüs’ün ilahi güzelliği sırasıyla nöbette. Bir iki kez kendinden kaçabilmek için Mikail’e söz söylemeye yeltenmiş, nafile… Halep’e yaklaştıkça askerlerin
İletişim teknolojisi tüm dünyada gelişiyor, çeşitleniyor ve dönüşüyor, ama giderek daha az mesaj iletiyor. Etki alanını genişlettikçe de insanlığı besleyecek, dünya kültürünü üst seviyelere taşıyacak ‘farklılıklar sentezi’ olanağını dümdüz ediyor.
‘Büyük Turist’ evinin konforunda bir seyahati tercih eder, kendisi eğitimsiz olsa bile diplomalı yabanıllarca karşılanır, kendi ülkesindeki teknolojinin benzerleriyle donatılmış çok yıldızlı otellerde ülkesinin lüksüne kavuşur. Sıra yolculuğun sonunda ulaşılan kültürle tanışmaya gelmiş gibidir, fakat sokaklarda yalnız gezilmesi güvenlik nedeniyle tavsiye edilmez. Kafile halinde akınlar düzenlenip öteki kültür
‘Özgür Eylem’ mitine yakından bakarsak, piyasa ile şekillenen kültürde satın almanın tek genel geçer aksiyon olduğunu görürüz. Seçenekler arasında, e) Hiçbiri yoktur.
Hepimiz zaman arkeologlarıyız. Sırtımızı akıp giden hayata dönüp geçmişi kazıyoruz sürekli yalnızlığımızda. Dündeyiz, bir önceki yılda, on yılda, giderek pro-fallus çağın bilinmezliğinde. İnce çalışıyoruz. Beynimizde törpü, sinir uçlarımız diken diken. Yolculuğumuz hep ardımıza düşüyor. Dedelerimizin beşiğini sallıyoruz uzun gecelerde.
Kimse silahlı kuvvetleri Bağdat’ı bombalarken neşeyle saçını taratan ‘itici’ başkan imgesini Ortadoğuluların gözünden silemez. En azından yönetici olmayan, sıradan insanların gözünden… Yine de görebildiğimiz, buzdağının ufak bir kısmı olmasın?
Bu kez göz çukurları üstünde yüklü bulutlar dolanan, Mikail’miş. Uzun zaman sonra Aslan da kime kızacağını şaşırıp nasip kalesinin yıkılmaz surlarının önünde nafile dövünecekmiş. Sen olsan, sebep olanı mı, katledeni mi yoksa yazıyı yazanı mı kusurlu bulurdun. Bence karşılığını bilsen de ne fark eder? Gönül tellerinden biri kopunca
Adımları hızlanır hızlanmaz dünkü oyunun tekrarını yaşamış, zavallı. Her güçlü, umutlu adımında ne oğlana ne barakaya yaklaşabiliyormuş. Yorgunluk bedenini sarınca, bayılmaya imkân vermeden bağdaş kurup oturmuş, vazgeçmiş koşmacadan. Sade, gözlerini yummadan işini bitirip içeriye giren oğlanı, kulakları sağır eden gürültüyle sımsıkı kapanan büyük kapıyı, muhtemelen üzerinde aş pişen
Niyeti bozuk olanların hızına şaşar kalırsın, ara ki bulasın onları. Hancının nerede olduğunu, ne yaptığını da hiç sorma. Olanlardan, karısının, kızının, Mikail’in günaha bulandığından habersiz de sanma. Kötülerin elleri uzun, gözleri şahin, kalpleri geniş, mideleri sağlamdır.
Sen olsan aynını yapmaz mıydın? Hazırlıksız yakalanmak ne fenadır, yağmura, dost kazığına, dirhemsizliğe ki birine bağlıysan ed-devle yazar üzerinde. Aslan Bey de o misal, kimsesiz kalan kuşağın sihriyle tutulmuş oğlanın hayaline, sanki uzakta karaltısını görür gibi olunca koşar ayak çayırların denizine atılmış, biçare yüzücüler şeklinde. Bir ahşap kulübe
Peki, sen anlar mısın sevdanın dilinden? Dur, öyle hemen atılmadan, uzak kal. Herkes bilir sanır, her şeyi. Başına gelince türlü yüzünü görür. Seni seveni istemek zorunda kalmak gücüne gitmez mi? Hele yaşın on üçse, civarında gönlüne ateşi ve suyu aynı anda taşıyan bir er yoksa bir de anan
Hiç yaşadığın sokaklardaki yarıklara uyanık gözle baktın mı? Senden önce yaşayanların hayaletlerinin çıkış kapısıdır, onlar. Gece geç vakit yeniden ürerler, yaşayanları ürkütmemek, kendilerine de rahat gezinecekleri yollar bulmak yüzünden… Eski hanelerini ararlar, su içtikleri, aş yedikleri kap kacak kırıntılarını toplarlar. Bazen hayatta olanlar da onlara benzer davranır. Akıllarında
‘Bundan çok önceydi… Senesini sorma. Rakamları ezip bükmeyi bırakalı epey oldu. Her yer kan ve gözyaşıyla doluydu. Uzaktan gelenlerin atları bozmuştu, sularımızın duruluğunu. Kirlettikleri sade o olsaydı, keşke… Aslan Beyi huzursuz kılan ise, ruhunda çöreklenmiş pastı. Yüzünü asıl bu yüzden döndü, artık Frenklerin yurdu sayılan Kudüs’e… Uzun yolunda
Akdeniz Klasik Arkeoloji, Ege Radyo Tv, Sinema okuduktan sonra farkettim ki yazar olmak istiyorum.
SAKARYA
Deneme, Tarihsel Roman
Woddy Allen, G.G. Marquez, Jack London ve Dostoyevski
Jack London