Bir önceki karalamalarımın devamı gelmiş gibi. Çok güzel kafaları es geçmek olmaz. İçelim, güzelleşelim nidasından bahsetmiyorum, o ayrı bir konu ve fakat harbiden iyi kafa yapar.
Şöyle bir etrafa bakınmak yeter, içmeden de çok güzel kafalar var. Sanki hayatı çözmüş, derin bir sırrın ortağı olmuş, en üst makamdan bakmış gibi. İdeolojinin marifeti, elbette bir de siyasi hırsın. O ne hırstır ki Dünyayı , İnsanlığı ateşe atar Kafalar var ya burada, hem de ne kafalar.
Sabah erkenden dışarıdan gelen seslere uyanırsın. Hayat, içeriye girmenin yolunu bulmuş. Kaçış yok, zigzaglar çizer yaşarsın. Ötelemeden, ötelenmeden zırhını kuşanıp yaşarsın. Bu mu hayat? Bu mu nefesin mucizesi? Bu mu insan olmak? Evet, bu gibi. Çünkü
Bir dünya kurmuş olur senden öncekiler ve sen ona doğarsın. Doğar, her şeyden bihaberken, dünyaları olur ya da yıkarsın. Şaka gibi, sadece doğmuş olansın. Kaşığın gümüş olmuş ya da olmamış, bundan bile bihabersin. Bilmediğin bir dünyaya atılırsın, denize atlar gibi, yaşamayı / yüzmeyi öğrenirsin. Başka yolu yok . Hayat dediğin birilerinin seni çağırması mı? Der, geçersin.
İnsanız ya, hele bir de merhamet yok mu, bir de ideoloji ile kuşatılmışsak. Mucize dediğin akıl var, hani nerede? Özgür irade nerede diye çırpınırsın. Düşünürsen hepsi insanın özünde. Hepsi yerli yerinde. Bundan sonra, sorular asılı kalır. Hay aklını seveyim diyenlerin peşine düşersin. Akıl dediğin mucize. Akıl dediğin işlevli , keskin olmalı. Hani nerede? Bir bakarsın ki; para pul peşinde.
Yazık ki ne yazık. Bu muydu? İnsan olmanın mucizeviliği bu muydu?.
Der geçersin Kafa güzel çünkü.
Bu yazı bitmez. Bitmez.
eylül