Aklımdaki Cinayet

Ben bu hayatı bu şekilde yaşayacağım, flu. Kendimi ifade ederken dikkat ederim, çünkü söyleyeceklerimi ben bile kaldıramam. Okuyorum insanları, görüyorum eksik kalanları. Yalan sözler ok gibi saplanır ruhuma. Susuyorum, laf kalabalığında boğuyorum suskunluğumun bildiklerini. Yanlışım ben. Zavallıyım belki. Hayata göre önemsiz bir hatayım. Bununla yaşamak zorundayım. Derinmişim değilmişim, önemi yok.

yazı resimYZ

Parmaklarım klavyeye dokunduğunda aklımdaki herşey uçup gider. Oysa ne büyük, ne güzel cümlelerdi onlar. Çoğu zaman tutamasam da hiç birini, içimde durmaksızın yazan bir ben var. Paragraf paragraf aklımın ortasından geçen cümleler şelalesi altında nefessiz kaldığımı bilirim. Ruhumun, kendini teslim ettiği kalıptan çıkıp özgürce salındığını hissetmek, başımı döndürür. Hücreleriminden her biri "ben varım" diye haykırdığına yemin edebilirim. Sonra, birden, kelimelerimi, özgürlüğümü, kanatlarımı kaybettiğimle yüzleşirim. Ya sonra?..

Telefon, kapı, ödenecek faturalar; ihtiyaçlarınla uyanırsın. Bu denli bir tutsaklık Hayat, insanı ölesiye esir eder. Beklentilere zincirler. Yüreği, aklı, mantığı kör edip küçücük mutluluklara borçlandırır. Söz verdirir, minnet dayatır, kıpırdayamazsın. İnsansın çünkü, zaafların var. Dokunulmasını istemediklerin var, bu noktaya geldiğinde aşılmaz çaresizliğini anlarsın.

Herşeyin, senden çok önce, konulmuş bir adı var. Başlangıçta hiç önem vermezsin. Ütopyalara gülümser, hayallere sarılırsın. Adeta büyülenirsin. Yüreğin büyüdükçe büyür, ruhunun tüm pencereleri sonuna kadar açılmışken bir an gelir...
Beklenmedik, önemsiz bir bahane uyanışın olur . Bakmışsın ki, yoksun. Solgun, cılız, titrek bir gölgesin sadece. Yine de yaşamak zorundasın. Sonu gelmeyen soruların cevapları olmadığı bu yerde...

Hayat, gizli kanunlarıyla, seçilmiş ya da görmezden gelinmişlerin ruhlarıyla beslenir. Gözlerini açtığın an, kaderinle yüzleşirsin. Seçimlerin sana bırakıldığı yerdesin: korkarsın, yaşamazsın; ruhunu satar, yaşatmazsın. Belki de yaşamayı umursamazsın, belki yaşadığın için bedel ödetir veya ödersin. Tek bir gerçek var: herkesle baştan sona doğru yol alan otobüstesin. Aynı gökyüzü altında eriyip, aynı uçurumun kenarından düşmeyi beklersin. Kaçacak yer yok. Tutsaksın bu dünyada. Esaretin, nefesinin bittiği vakte kadar...

Aslında herşey net. Pencereden dışarıya bakmak gibi. Görüyorsun. İnsanları, siyah beyaz küçük hayatları. Gözlerini kapatıyorsun. Kaçış yok.
Günlerin her biri farklı gelir. Günler bazen gülümsetir, bazen ağlatır. Yeter ki kendini teslim et, günün geri kalanını sen belirlersin. Şüphesiz. Yüreğin veya düşüncelerinle. Yüreğin, ucsuz bucaksız özgürlüğün. Düşüncelerin, tekrar tekrar boğulduğun deniz, iyi ve kötüyü akıttığın nehir, İnsanlığın. Kim olursan ol, nasıl yaparsan yap, insansın ve gerçek bu.
Ağır olur düşünmek. Kapatamazsın kafandaki sesi, kaçamazsın kendinden. Susturursun içinden haykıranı, kör edersin göreni. Zor gelir yaşamak. İstifa, emeklilik yok hayattan. Mecbursun, içinde kalmaya...

Hiçbir şey durmuyor. Gözlerini sımsıkı yumsan da, gözyaşların yine akar. Boğazında bir yumruk olsa da, nefes alırsın. Öyle çaresiz ve öyle tek başınasın ki, isyan haykırır her nefesin. İsyan edemezsin. Olsa olsa tuhaf hallerin olur. Yadırganır, uyuza yakalanmış it muamelesi görürsün. İnişlerin, çıkışların, fikirlerin, sana dair ne varsa bulaşıcı. Düşünüyorsan ve hatta sorguluyorsan, dışlanırsın. Bir garip gelir duruşun, bakışın, sözlerin, şarkıların, şiirlerin, gülümseyişin, kederin... Geriye, yapacak tek bir şey var:
yavaştan, rahatsızlık vermeden, kabuğuna çekilirsin. Vazgeçtiğinden değil. Anladığından. Çıkış yok. Başka bir dünya yok . Değiştiremezsin. Değişemezsin. Kenara çekilip sessizliği örtünürsün. Küçük umutlarını öldürürsün. Senin cinayetin. Suçlusun. Mahkûmsun yaşamaya...

eylül

Başa Dön