Kendimi bazen bir sonsuza, bilinmeze giden tünelde yolculuk eder gibi hissederken kimi zaman ucunu, bucağını göremediğim envai çeşit çiçeklerin ve doğanın her tür güzelliğinin olduğu bir açık alanda hissediyorum.
Tünelde yolculuk ederken yanıtlarını bilmediğim, bulamadığım ve bulamayacağım yolculuk korkutuyor beni. Bu tünel ki ben yolculuk ederken gerideki kapılarını kapatıyor, dönüşü yok, ancak ucunda bir ışık var ve ben bir bilinmeze, bu ışığa yürüyorum.
Ya doğa dediğim açık alan; bulutların dansı, nehirlerin sesi, denizlerin dalgası, çiçeklerin rengi… oyalıyor beni ve ben bir o tarafa bir öbür tarafa koşuyorum. Bazen bir uçurumun kenarında bulurken kendimi, kimi zaman bir dağın tepesinde görüyorum. Bu doğa ki kimi zaman ışıl, ışıl, kendisinin her türlü güzelliğini sunuyor bana, kimi zaman coşuyor, kimi zaman ise yoruyor ve hatta hırpalıyor beni. Kara bulutlar, azgın sular, canımı acıtırcasına yağan kar, esen rüzgar, tenimi ve gözlerimi yakan Güneş. Kimi zaman bir meltem tenimi okşuyor, Güneş hafiften hafife ısıtıyor bedenimi, tertemiz hava ciğerlerime doluyor, mis gibi kokan çiçeklerin kokusunu içime çekiyorum, bulutların oyunu doğadaki gölgeleri ve ben birden tünelin içindeyim. O uçsuz bucaksız tünel, hapsediyor beni çekiyor, içine, içine.
Canım acıyor, yüreğim sıkışıyor ve tünel birden cam pencerelerini sunuyor. İçeri parça parça giren Güneş beni çekiyor, kırıp kaçıyorum tünelin camlarını ancak tünel ara sıra da olsa girdabına sonsuzluğuna çekiyor beni. Bu öyle anlar ki çırpınsam da kurtulamıyorum, yüreğim eziliyor o an, ah o anlar bir kurtulsam, neredesin doğa sun güzelliklerini yine bana.
Yüreğimi anlatabildim mi yukarıdaki cümlelerimle. Yüreğim oyun oynar mısın ki bana? Seni kandırır mı ki beynim. Canım, neredesin? Canımız neresi, en son yürek mi ölür, beyin mi?
Sevgi, nefret, aşk, hüzün, kin, huzur, vicdan ve nicesi, doğanın bin bir hali midir? Bu bin bir hal, yüreğim midir, beynim mi?
Kayboluşum sürüyor…
Bir huzursuzluk halinde kafam kazan gibi, başım ağrıyor ya yüreğim, en çok ağrıyı, sızıyı, huzursuzluğu nerede hissederim? Ya neşeli halim, gülümsese de gözlerim, kafam sakin, huzurlu ağrısız, ya yüreğim? Coşan neresidir bedenimde, bedenime sığamayan kabuğundan taşmaya çalışan?
“Beyin ölümü gerçekleşti, fişini çekelim, dilerseniz organlarını bağışlayalım, hatta mutlaka bağışlayalım, cana can katalım”. Ya yüreciği, hala tık, tık, tık atmakta ve belki beyni uyan diyen bir komut göndermekte ki bazı beyinler uyanmakta yıllar sonra. En son yürekler mi ölür?
Kayboluşum sürüyor…
YOLUMU YİTİRDİM...
Yolumu yitirdim ben,
Geriye mi gitsem, ileriye mi?
Sağa mı dönsem, sola mı?
Bir milim bile oynamadan,
Kalakaldım oracıkta,
İşte hala aynı noktada...
Gökyüzü yıldızlarla dolu,
Öğrenememişim bu güne kadar,
Hangisi gösterir, hangi yolu.
Sordum, bu yol nereye çıkar?
Dediler, nereye gitmek istersin?
Bilmiyorum, dedim...
Seslendiler, a şapşal!
Bilemezsen, gideceğin yeri!
Sana kim, ne demeli!
Yolumu yitirdim ben,
Bilmem ki, nereye gitsem!
Geriye mi, ileriye mi?
Sağa mı dönsem, sola mı?
Kimse bir şey söylemedi...
Sorsam yıldızlara, söyler mi?
Leyla ÜNAL(7 Mayıs 2012)
Bilmek kadar kuşku duymaktan da zevk alıyorum. -Dante
Leyla ÜNAL (6 Aralık 2013)