bir gün geceye varmalı senli... yıldızlar eşliğinde şahit etmeli aya kendimizi.
o kadar fazlaydıki hayallerim. düşler düşekalka yumrukluyordu dünya gerçekliğini. nakavt olmamak önemli hayat karşısında.
o kadar fazlaydıki sesini duyuş saatlerim. silip atamadım bir anda. alışkanlık değil bu hissiyat ya da tutanamamak değil sensiz. sadece yarım kalanları tümleme gayreti şu içinde bulunduğum durum.. herşey yarım kalmış gibi... ve ben bütünleştirdikçe yap boz parçalarını daha da parçalanacağımın farkındayım... her tamlama çabam yeni bir yarımlıkla son bulacak... aşk gibi sonsuz olacak...
dinliyorum beynimi, dinletiyorum kalbimi.. yorulmuşum sanki... düşünmek yorar mıydı insanı?
bir gün geceye varmalı senli.. ve sabah hiç olmamalı. daima düşlediğimiz gibi. saate bakıp 'of ya yine 4 olmuş' dememeliyiz mesela. ya da kırık bir mutluluk durmamalı aramızda. ben sana 'ne kadar hızlı geçmekte zaman seninleyken' dememeliyim.. durmalı akrep yelkovanın boyuna takılıp. kovalamasınlar birbirlerini....
'gülüm' diyişlerin varıyor yanıma zaman geçmezken. çınlıyor kulaklarımda o sedef sesin. alıyorum özlemi yanıma çıkıyorum sokaklara.. dolanıyorum, dolaşıyorum... geçsin diyorum kederim, geç benden. iki gram huzurun peşine düşüyorum... yağmur yağıyor, ıslanıyorum, ağırlaşıyor bedenim. sonra? sonrasını bende hatırlayamıyorum... hastalandığımı biliyorum sade...
anımsadıklarım arasında diyemediklerim var sana. hani yağmur yağıyor, ıslanıyorum, üşüyorum, hastalanıyorum ya devamında... işte o anda telefonun bir ucunda olan sana 'çorba içmem lazım ellerinden' diyemeyişlerim.. hüzne çıkışım ardından, üç damla yaşla yüreğimi ferahlatışım...
bir gün geceye varmalı senli. marazsız...
bir gün sana varmalı ben
şimdi noktayı koyma vakti değil, virgül atıp kaldığımız yerden devam da edemeyiz.. oysa makarna bile yapamamıştık henüz. çilingir sofrasını kurup türküleri söyletememiştik arkadaşlarımıza. muğla'ya gidecektik hani! deniz kıyısında şahit olacaktık gün doğumuna ve doğuracaktık birlikte yarınları gün ışığında.. voleybol maçı yapacaktık takımları kurup.. iki ezeli rakiptik ya...
oysa daha Türk kahvesi içip falına dahi bakamadım... şimdi bunca yarımın yamacında noktayı koyamam aşka, virgül de atamam...
mahşere uzanmalı elimiz. maşalarla dahi tutulamayacak sevdamızı anmalıyız orada...
haluk levent'in dediği gibi:
son bir kez gülümsesen, gözlerimdeki yaşı silsem
son bir kez 'seninim' desen gözlerin yalan söylese
şimdi kal desem 'gitme' desem....
diyemem...