Yalnızlığın ritmiyle başlayan yüreğin iç çekişleri beraberliklere gebe bırakıyor insanı. Ve her aralanan kapıya koşuyor insan yalnızlığı alt etmek adına. Güzelliklere inanarak daldığı kapılardan hüsranlara batırılmış ve dağılmış olarak çıkıyor. Hangi aşk ebediyen kalıyor ki en uzunu bile ölümün bedende bıraktı soğukluğuyla sonlanıyor. Ölümsüz olduğunu inandığımız duygularda toprağın esaretinde bırakıyor kendini.
Bedensel yalnızlıklara değil sitemler, ruhsal yitirilişlere. İnsani ne kadar kavram var ise yok olmuş yüreklerde. Bir şeyleri yaşama heveslerinin ardında insanlığı unutmuş yürekler. Yaşama dair geçirdiğim her an kendim olma hevesindeyim. Maskeler takmadan yaşama, insanların gerçeklerini yüzüne vurabilme hevesindeyim. Yalan gülümseyişlerimin utancını içimde hissetmeme hevesindeyim. Sevmelere umutla bakıp umutsuzca sevgisizliklere boğulmama hevesindeyim. Heveslerin içinde yaşamama hevesindeyim.
Yalnızlık bir kere palazlandı mı ne alaşağı edilebiliyor ne kovulabiliyor yürekten. İnsanların içinde yalnızlığının hissiyatına kapılıveriyor aykırı düşünüşlere sahip olan insan. Sokak sokak cadde cadde koşarak gelip geçen yüzlere bakarak kendi yüzünü arıyor ve yolun sonunda bir çıkmazda buluveriyor kendini. Yine yalnız olarak aynı sokakları aynı caddeleri ve aynı yüzleri tekrar sorgulayarak geldiği yere geri dönüyor.
Ne yalanlara bulandı yüreğim. Ne aşk denizlerinde boğuldu bedenim. Ama şimdiler sevgisizlik denizlerinde boğuluyor yüreğim. Ve dokunuşlara hasret bedenim. Yalnızlığın ittirmesiyle sevmeye zorlamalarımın da anlamsızlığının farkındalığındayım ama hala sevilme çabasındayım. İşte yalana bile bile kendini adamak bu olsa gerek. Hangimiz aşkın kanımızdaki akışkanlığı karşısında direnebilmişiz? Hangimiz bugün yalan olduğunu nitelediğimiz aşkın yarın gerçek olduğunu düşünmemişiz. Bence hiçbirimiz.
Bu akşamda yalnızlığı dillendirdi yüreğim. Gece yine yalnızlığın şekilsizliğinde şekilleniyor. Ve yalnız kalmama adına gecenin mavisine ve müziğin tınısına sarıldı yüreğim.