Bir Karikatür Bizi Uykumuzdan Uyandırabilir

Fantastik ve dengesiz bir çağın içindeyiz. Muhafazakarlıkla birlikte batıl inançların, Hayri poturların, Selenaların, bez bebeklerin, büyücülerin, cadıların, vampirlerin, zombilerin arttığı/arttırıldığı, sürekli beslendiği bir çağ bu.. Aklın, gerçeğin yerini hayalin, inancın aldığı bir çağ…

yazı resim

Doğduğumuzdan bu yana bizi geleceğe sürükleyen şey nedir?

Hayat mı, hayallerimiz mi, zaman mı?

Sorunun yanıtını, edindiğimiz kültürel birikime göre değişik yanıtlarla verebiliriz.

Bir kişi önümüze çıkar hayatımızı alt üst eder,
bir kitap okur hayallerimizin yönünü değiştirir,
bir resim, bir fotoğraf önemli planlarımızı erteletir,
bir şarkı, bir türkü hayatımıza hüzün verebilir, bir karikatür bizi uykumuzdan uyandırabilir.

Sıcak bir merhaba, ardından gülümseme bir günümüzü mutlu kılabilir, Güzel/yakışıklı bir kadın/erkek dikkatimizi kendi üstüne çekebilir, güzel düşlere daldırabilir.

Bir insanı sevmek koşulsuz ona bağlı kalmak demektir. İnsanın ona kendini kaptırması hayallerini de kaptırması demektir.

Hepimiz bu dünyada yaşıyoruz. Birimizin diğerine ihtiyacı var. O zaman yalnızlığı bilinçli olarak seçmek niye? Neden içimizdeki şeyleri saklamak yerine paylaşmayı seçmiyoruz?

Andre Maurois, “Bir yara içine tıkanmış yabancı maddelerin, dokuyu zehirlediği gibi, söylenmeyen şeylerde çok kapanık ruhları zehirler.” derken neyi kastediyor olabilir?

İletişim çağında olduğumuz halde sevdiklerimize kendi sesimizle “bir merhaba” diyeceğimize, cepten bir ileti göndermeyi tercih etmemizin altında neler yatıyor acaba?

Hiç kuşkusuz cevap, kendimize ve içinde bulunduğumuz topluma yabancılaşmamızdır.
Düşünsel olarak öz irademize karşı koymamızdan ileri geliyor bu durum.

Fantastik ve dengesiz bir çağın içindeyiz.
Muhafazakarlıkla birlikte batıl inançların, Hayri poturların, Selenaların, bez bebeklerin, büyücülerin, cadıların, vampirlerin, zombilerin arttığı/arttırıldığı, sürekli beslendiği bir çağ bu..
Aklın, gerçeğin yerini hayalin, inancın aldığı bir çağ…

İnsanların yanılgılara açık oluşu, benliklerinin birtakım inancımsı temlere, bedenlerinin, isteklerinin, ihtiyaçlarının sahte/sanal malzemelere gereksinim duyması yalnızlığı arttıran diğer bir husus…

Ruhumuzu bir odaya benzetirsek duygularımızı hangi konumda tuttuğumuzu daha iyi görebiliriz. Odamızı düzenlediğimizde var olan duygu çeşitliliğinin koordinasyonunu nasıl bir kompozisyon içinde tutabiliriz?
Duygu parçalarını, düş zerreciklerini halının altına mı süpüreceğiz yoksa onları yaşam masamızda süs/biblo olarak mı kullanacağız? Tercih bizim..

Yalın ve dolaysız bir ruh bize yeter artar bile..

Baharın geldiği bu sıralarda şu Maurois’ten bu sözü anımsatmak iyi olur.

“Çarelerden en genişi ve en iyi karşılayanı doğadır”

Başa Dön