Aşk Herşeyi Affeder mi, Doğumu

Sen daha çok küçüksün çocuk. Sezen henüz son şarkısını söylemedi ki…

yazı resim

Aşk Her şeyi Affeder mi, Doğumu

Belimde inceden hissedilen ağrılar, başıma daha sık vuran sancılar. Yeni bir evin telaşı ve bir adamın huzura yakın sevgisinde incelen sızılarım… Hepsi birden oluyor. Yeni bir gün doğuyor karanlık şehrin tepelerine. Yağmurla yıkanan günlerde doğuşum, doğru bir doğummuş gibi geliyor. Şehir sessiz ilgisiz ve amansız… Günler hızlanmış, yağmurlar daha az ama şiddetli, rüzgar sanki biraz öfkeli… Kışlar yazların sıcaklığından muzdarip, daha dayanılmaz…

Her şey değişiyor. Daha yapılacaklar listesi tamamlanmamışken, bedenin direncinde hissedilen düşüş, mevsim dönüşümü bahanesine sığınılamayacak kadar büyük! Durup değerlendirme yapmaya, geriye bakmaya daha az fırsat bulduğun yıllar. Sabahtan akşama didinmeler, yine de bitmeyen işler. Yetmeyen zaman…

Aşka kendine ve içindekilere daha kısa yolculuklar yapma zorunluluğu, bir yerden sonra alışılan telaşe. Yine de metro duraklarında, herhangi bir kafede rastladığın genç üniversiteli kızların elindeki sigara, kollarındaki sevgililer ve eski fotoğraflardan bakan kara kızın halleri arasındaki benzerlik soluğunu durduk yere sıklaştırıyor. O heyecanlı ve pek büyümüş, pek bilmiş hallerinden, sıradan günlerin, sıradan sorunların, sıradan insanların arasında bir sayıya dönüşen halin… Bir yerde eski günlere arzu, bir yerde inanılmaz yorgunluk. Her yaşın kendi değerlerini kabullenmek gerektiğini anlama arzusu, buna inanma çabası.

Olmadık zamanlarda büyümemek, olmadık yaşlarda çocuklaşmamak, otuzunda iken ergen halleri bir köşeye bırakma cesaretini göstermek… Bu magazin yuvasında, değişen günleri böyle yorumlamayı öğreten tüm kitapların da etkisiyle, doğruyu bulduğunu düşünmek. İnceden şüphelenmek… Nerede olduğundan, neden burada olduğundan, özel bir şey bulma çabasından sıyrılıp, ayaklarını sımsıkı yere basarak daha yapacak çok şey olduğuna inanarak…
Daha çok çalışmak gerektiğini düşünerek geçen yıllar…
Sanırım bir süre sonra bu da geçecek. Başka yolu yok!
Daha kıymetli gelen dostluklar ve aslında her şeyin değiştiği dünyada (biraz) (sanki)- eski günlere oranla- birazcık kirlenmiş olduğunu dürüstçe kabullenmek!

Yapılacaklar listesini yenilemeyi bırakmalı, dünya bu listelere sığmıyor çünkü. Değerlendirecek onca şey var. Yerli yerinde kalmış hepsi. Sen daha çok küçüksün çocuk. Sezen henüz son şarkısını söylemedi ki…

beni değerlendirme
sokak gezmelerimle, sarhoş gecelerimle
kendimi arıyorum ben
ruhumu delik deşik saran anları iyileştirmeye çalışıyorum
bir fotoğraftan bir geçmişten bir anıdan
beynime çakılı kokundan kurtulmak değil
bunları unutmak kabil deği
l
bir inanmışın inanmışlığını sınama sa
san
s/e/n

Aşk her şeyi affeder mi?

Soru.


Zamana bırakmak sorunları iyi mi kötü mü, hayatla baş ederken bunu merak ediyorum ben! -bana ciddi bir kazanç yada kayıp değil de, merak! Aslında bir köşeye bıraksam öfkelerimi, kendimi de onu da bağışlasam…

En iyisinin, yani ruhumuza en iyi gelecek şeyin bu olduğunu görüyorum ama nedense bu durum gene gerçekleşmiyor.

İnsan aklı yüreğine cidden hükmedemiyor. Bunu bir kez daha gördüm!

Yani bağışlamayı dileyip, yüreğinin kapısında yalvaran aklımın tüm yakarışları iyi niyetli ve kanatan çizikler bırakırken içime, ben bütün varlığımla birilerini affetmeye çalışırken, yine de bağışlayamadığımı bilen birisiyim. Bir dönem bağışlamış görünen bir dönem nefrete bulaşan. Bir türlü affedemeyen. İnsan ne kadar istese de bazı şeyleri bağışlayamazmış… İşin kötüsü; her şey eskisi gibi olsun arzusuydu bu, açıkça. Yani ben ona kızgınken, onu bağışlayamayacakken, böyle bir şey asla mümkün değilken, sadece, bu acıya tahammül etmek böylesi zorken, her şeyin daha güzel olduğu o günlere dönebilmek için yüreğime bağışlaması, unutması için yalvarıyordum. Oysa bu mümkün değildi. İstediğim onun pişmanlığıydı. Onun bitmesi tükenmesi idi. Ben bunu hiç görmedim.

Hayat kendi kurallarını, bedenler kendi koruma mekanizmalarını devreye soktu hep!
Sonuç? Sonuç kendiliğinden geldi. Hayat unutmaya, silmeye zorladı. Bedenler yenilerle yıkadı geçmişliğini…

Olan bana oldu.
Onu bağışlama çabalarımı affedemez oldum nihayetinde.
Galiba acıdan kaçmak daha büyük bir acıyı kendiliğinden getiriyor gündeme.
Artık bunların bitmesi gerekiyor galiba.
Bu yaşlar için fazla tüm bunlar.

Ölümüne pişmanlıkların yahut daracık koridorların soğuk rüzgarı!
İçime bu kadar sert girip çıkmasan
Kapıyı bu kadar hızlı kapatmasan?
İnce bir ip üstünde salınıyor hayatım
Bir hamlede düşüp dağılacağım

Ekim,2006

Başa Dön