16’lıkken bıraktığım şehrin en tenha sokaklarında liseliler öpüşürdü,bakışmak bile haramken.
şiddet dışa vuran karşı konulmaz bir eylemdi üstelik ,öpüşürken elle başlanan ve elle biten.öpüşmek ten dul kalıyordu yeryüzü sezeryanla bir acı doğuyordu en sancısız öpüşmelerden.oysa sancılı
öpüşmelere tanıktı o ev.
severek ayrılmış bir kadın yaşlanmışlığına yüz tutmuş,terkedilmiş adamların en hercaisiydi boyası dökülmüş duvarlar.
ön bahçede kör bir kuyu ,üzeri kara bir kaya ile kapatılmış korkardı belliki dedem cocuktuk ,avluda sek sek oynayan..gözlerin o kuyu şimdilerde düşmeye engel sözlerin o kaya.düşmelerin esrarında kalmışsa bakışmak ,korkarım gözlerinden..aşk en müstehcen filmdi izlerken kendinden utandığın,öpüşürken bu kadar utanmazdı aşkı yazarken günlüğüne bir kadın.üç harf biraraya gelirse kadın olurdu bir kadın..yaratırdı bir erkeği sarmaya onu... sahiplenme içgüdüsü yeni yaratılmış bir erkeğe boynuna takılmış bir zincir gibi gelsede,kadın yarattığı erkeğe hakimdi düşüncesizce.
kasımpatılar demode oldu artık irrasyonel çiçekler ekiyoruz,sevgiliye sunulacak ..hafif eylül serperek üzerine zehir soluyoruz belkide.dullar ve hamamlar aynı cümlede nasıl birleşiyorsa ciğerlerimden gelen iğrenç öksürük sesi gibi sen ve ben birleşemiyoruz bile aynı tümcede.belki yine yazamıyorum yaşanmamışlıktan ,bana bir kitap verin içinde aşk olmayan..
16"lıkken Bıraktığım Şehir...
Bana bir kitap verin içinde aşk olmayan..